30 Nisan 2015 Perşembe

    Hayatta hiçbir şeyi yalnız yaşamayız,yalnızlığı bile. Beynimizin içinde gezen anılar, insanlar, yalnız hissetmemizi sağlayan birileri hep vardır. Hepimiz hatalar yaptık hepimiz bilerek kendi ayağımızı kaydırdık. Yalan çıktı ortaya, kendimizi kandırmak adına yorduk neyimiz varsa; kendi yalanlarımıza inandık doğruyu unuttuk. Artık yalanlarımıza aittik. Şahsımıza yaptığımız saldırılardan meşru olanı yoktu,illegal ne varsa çektik kendimize. Doğru yaşamak hep kolaydı, biz annemizin dalgınlıkla yaptığı yemeğe tuz biber atmadığı zamanda yaşıyoruz hep. Ama onlar kadar masum olamayacağız. Benliğimizi akşam ezanından önce oynadığımız oyunlarda bıraktık, ter içinde girdiğimiz evde, hiç yorulmadığımız o güzel günlerde, seyyar arabasıyla pazar günleri poğaça satan adamı izlerken bıraktık. Şeytanın bir bedeni yok, onun kolu bacağı bizleriz, yaşadığımız şey hayat değil artık, onun cenneti.  İyi, kirlenmemiş, her şeyden habersiz yanlarımızı duvarlara vura vura körelttik. Solunum devam ediyor  doğru, aldığın nefes boğazını tırmalamaya başlayacak ağır geldiğinde, yakındır bu. Çamur kuyusunun içine atıldık, kurtulamayınca kuyuyu hayat sandık. Kulaçların anlam ifade etmediğini öğrenenler kendini en dibe çekti ve yaslayacak bir omuzları bile yok. Hala güçlüyüm, içimdeki öfke,nefret ve hırsla savuruyorum  kollarımı göremediğim ışığa.
    Oralarda bir yerde beni izliyorsan bencilliklerle dolu hayatımda jübile yapmama izin ver, elini uzat. Ya da sal kendini kuyuya yalanlarımızı bir köşeye koyup sarılalım birbirimize. Zaman hiçbir zaman masumlaştırmayacak bizi, önümüzdeki sofraya bütün acılarımızı koyup paylaşalım. Gözyaşlarımızda hiç göremeyeceğimiz o denizin kokusunu içimize çekelim.  Sana hazırladığım bir cümlem var, yanıma geldiğinde kulağına fısıldayacağım.

"Doğrularımız terk edip gitti ve sen iyi ki doğru değildin"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder