Çatıların üstünde gezen kediler, gökte ise bulutlar ve uçaklar vardı. Nedense hüzünleniyorum bu aralar uçak gördüğümde, üstündeki ışıklarını içinde bulunan insanlardan aldığını düşünüyorum. Biraz paranoyak oldum galiba sakallarım da uzadı. Komedyenlerin dram filmleri her zaman iyi olur, güldürebilmek için ağlatmayı da bilmek gerekir diye mırıldanıyorum sabahın 6sında.
Hegel'e teşekkür ediyorum böyle şizofren bir tavra bürünmeme yardımcı olduğu için; onsuz çok daha sıradan olurdum.
Beynimde ikilemler sevişiyor şuan bile.
Sıradan olmak bu kadar kötü müdür acaba? Neden kendimizi parlayan yıldızların arasında en çok parlayan olarak görmek isteriz, bu örneği verirken bile bardağın dolu tarafına bakıyorum alışkın değilim böyle durumlara.
Gökyüzü hafif kızıla büründü ve gök gürüldüyor. Camda ki yağmur tanelerinin her biri çakmağı herhangi bir amaçla kullanmamı emrediyor sanki. Uçan martılar ise yıldırımlardan kaçarken can havliyle atıyor kendini sağa sola.
Ben neden yazıyorum bunları? İnanın bilmiyorum, ama penceremdeki yansımama bakınca hiç hoş şeyler görmüyorum sayın okur. Karşı apartmanın salon ışığı hala yanıyor, sanıyorum yaşlı bir kadın yatmadan önce yakıyor bu ışığı güvenlik amaçlı, ilkel ama işe yarayan bir yöntem kabul edilmeli. Aklımda ne unutulmaya çalışılan bir kadın nede düşünmem gereken faturalar var, yaşam kaygısı ya da hayat mücadelesi, hiçbiri.
Nötr olma durumu bu galiba, gerekli şartları da eğer buraya kadar okuduysanız öğrenmişsinizdir. Okumuş ve kafanız hala basmamış ise siktir edip bir sigara yakmanızı tavsiye ediyorum, anlasanız da yakın. Elinize çok yakışıyor biliyorum. Bu sabahlık böyle sayın okur, güneş bu saatlerde kendini göstermeliydi ama göstermedi. Zaten bende pek meraklı değilim sikik suratını görmeye. Eğer diğer yazılarımı okuduysanız; ki öyle birinin olduğunu sanmıyorum, güneşi sevmediğimi bilirdiniz. Ben yavaştan gideyim, Olimpos için tütün vakti.