Gözleri beline uzanan saçları kadar fark atmıştı güneşe,
vücudumu yakarken sıcaklığı, topraktan yapılma bir kılıç gibi görüp, birkaç kez
savurdum bütün insanlığa kendimi. Gücüm tükendiğinde üstüme çullandınız hepiniz,
kırmızı bir şarap gibi içtiniz dolaşan kanımı. Belki suçsuz ya da günahsız
değildim. Ama sizin tanrınız affetmiyor muydu her şeyi?
Öldüm, gökyüzünden su damlacıkları halinde üstünüze yağdım.
Pisliğinizi kendimi feda edip temizledim. Kinden şemsiyenizle mahrum ettiniz
kendinizi. Benden bu kadar. Ruhumu aya satıp gecenin karanlığında
gizlendim. Siz uyandığınızda binlerce parçaya bölüp olmadığınız yerlere serpiyor
bulutlar beni. Yaşadığınız umarsız hayatın içinde kavrulun, toz halimi görmeyi
hak etmiyorsunuz.