27 Ocak 2013 Pazar

Devamı gelmeyen roman


Sinir uçlarıma kadar hissettim yokluğunu. Bedenim her santimetre karesiyle ihtilaldeydi, ben o siyahımsı gecenin köründe, iç sesimle iç geçiriyordum. Sert bir rüzgâr esmiş, sonradan söylediler. Sisten midir soba bacalarından mıdır bilinmez bir beyazımsı örtü çekildi şehrin üstüne. Önümü göremediğimi görüyordum sadece. Saatlerce oturmuşum o merdivenlerde. Önümden bizimki geçmiş, fark etmemişim. Belki de fark etmemi istememiştir zaten. Hoş; kim ister ki kafası kendisinden güzel olan bir adama bakmayı. Aklımı sikeyim ki onun farklı olduğunu düşünmüştüm.

Samet Özkan

İstediğin kadar kaç, seversin.Ya elin gidecektir onun fotoğrafına ya da zihninde bir anınız canlanacaktır istemsiz.Daha sonra savaşacaksın onu hatırlatan ne varsa; ki bir kaç cephe de savaşmakta ağır gelir bir insana.
Zaman içinde cephelerinden biri düşecek ve sen anlayacaksın ki unutmak diye bir şey yok. Kabullenmek gibi bir olgu var.

Samet Özkan

Elim kapının kulpuna gitti, soğuk ve titreyen ellerinin kapıyla temasını duymuştum.
O an kapının kalbim olup olmadığıyla ilgili bir kararsızlığa düştüm. Tekrar vurdu kapıya. Bir adım attım,
İki adım geri... Daha sonra merdivenin fütursuz sesleri gelmeye başladı. Gidiyordu...
Kapıyı hızlı bir biçimde açtım ve arkasından koştum. Durdu. Çevirdi başını ve bunu yaparken düz saçları
rüzgârı kırbaçlıyordu.
Konuşmuyordu, uzun bir süre sadece bakıştık. Daha sonra tekrar döndü ve gitti.
Sonrası ise beklenildiği gibi yalnızlık.
İnsan yalnız olunca her şey soyutlanıyor sanki, tat aldığınız tek şeyin diliniz olduğuna kanaat getiriyorsunuz.
Hayatın içinde olan fakat sizin hayatınızın içinde olmayan o kadar çok şey oluyor ki dünyanın sahip olduklarınızdan
başka bir şey olmadığına inandırıyorsunuz kendinizi.

Samet Özkan