Hayatta hiçbir şeyi yalnız yaşamayız,yalnızlığı bile. Beynimizin içinde
gezen anılar, insanlar, yalnız hissetmemizi sağlayan birileri hep vardır.
Hepimiz hatalar yaptık hepimiz bilerek kendi ayağımızı kaydırdık. Yalan çıktı
ortaya, kendimizi kandırmak adına yorduk neyimiz varsa; kendi yalanlarımıza
inandık doğruyu unuttuk. Artık yalanlarımıza aittik. Şahsımıza yaptığımız saldırılardan
meşru olanı yoktu,illegal ne varsa çektik kendimize. Doğru yaşamak hep kolaydı,
biz annemizin dalgınlıkla yaptığı yemeğe tuz biber atmadığı zamanda yaşıyoruz
hep. Ama onlar kadar masum olamayacağız. Benliğimizi akşam ezanından önce
oynadığımız oyunlarda bıraktık, ter içinde girdiğimiz evde, hiç yorulmadığımız
o güzel günlerde, seyyar arabasıyla pazar günleri poğaça satan adamı izlerken
bıraktık. Şeytanın bir bedeni yok, onun kolu bacağı bizleriz, yaşadığımız şey
hayat değil artık, onun cenneti. İyi,
kirlenmemiş, her şeyden habersiz yanlarımızı duvarlara vura vura körelttik.
Solunum devam ediyor doğru, aldığın
nefes boğazını tırmalamaya başlayacak ağır geldiğinde, yakındır bu. Çamur
kuyusunun içine atıldık, kurtulamayınca kuyuyu hayat sandık. Kulaçların anlam
ifade etmediğini öğrenenler kendini en dibe çekti ve yaslayacak bir omuzları bile
yok. Hala güçlüyüm, içimdeki öfke,nefret ve hırsla savuruyorum kollarımı göremediğim ışığa.
Oralarda bir yerde beni izliyorsan bencilliklerle dolu hayatımda jübile
yapmama izin ver, elini uzat. Ya da sal kendini kuyuya yalanlarımızı bir köşeye
koyup sarılalım birbirimize. Zaman hiçbir zaman masumlaştırmayacak bizi,
önümüzdeki sofraya bütün acılarımızı koyup paylaşalım. Gözyaşlarımızda hiç
göremeyeceğimiz o denizin kokusunu içimize çekelim. Sana hazırladığım bir cümlem var, yanıma
geldiğinde kulağına fısıldayacağım.
"Doğrularımız terk edip gitti
ve sen iyi ki doğru değildin"