7 Haziran 2015 Pazar

Sisli bir sokakta yürüdüğümde umutlanırım,  sokağın diğer ucunda belki derim. İlahi bir kudretmiş gibi valse çalar arkadan bir duman daha alırım elimdeki cigaradan. Kamu spotları sigara zararlı deyip seni hep gözden kaçırırlar, ben adımlarımı yavaşlatırım, umut işte. Sisli günlerde hep kimsenin geçmediği sokaklardan geçerim ,  filmlerdeki gibi bir an yaşarız da belki karşılaşırız diye, bak bu da umut. Kimsenin yanından geçerken umursamayacağı bir adam olup kimliksizmiş gibi dolanırım seçim arabalarının girmediği caddelerde. Sessiz sakinken her köşe başı bir tümörmüş gibi seni bedenimde taşıyıp, kendimi okşarım sana sarılırmış gibi.  Yokluğun vurduğunda dökülen duvarlara, sırtımı yaslayıp kuytu köşelere çekilirim.  Eksikliğin her zerremde çan gibi zonklarken şişesinden ucuz şarabın verdiği yetkiye dayanarak sarhoş olurum güneş sokak çocuklarından korkup kendini gizlediği saatlerde.  Adımlarım artık çocukluğumdaki gibi değil, ben artık çocuk değilim. Bünyem hala zayıf lakin hafızam hiç olmadığı kadar güçlü. Edgar allan poe'nin bir şiirine ağlıyorum gençliğimin en doruk dönemlerinde  ve ellerinden, kollarından yoksun bedenimin içinde müebbet hapis yemiş kadar sinirliyim. Ağabeylik yapan adamların öğrettiği mahalle adabını bir köşeye koyup,  kendi kurallarımı koymak istiyorum ayakta zor dururken. Kalabalık caddelerdeki kahkahalardan tiksindiğimden beri varoşların benimsediği  vasat bir adamım. Tırnaklarım ve eklemlerim sahipsiz bir  köpeğin patisi kadar bakımsız artık. Olsun, elimde hala bir şarap var ve hala seni seviyorum.
Bilmiyorum kimlerle mutlu olduğunu sanıyorsun veya hangi hastanenin acil bölümünde yatıyorsun, olsun, ben hala seni seviyorum
ben hala
seni
seviyorum

şarabımın bitmesine rağmen.