Sisli bir sokakta yürüdüğümde
umutlanırım, sokağın diğer ucunda belki
derim. İlahi bir kudretmiş gibi valse çalar arkadan bir duman daha alırım
elimdeki cigaradan. Kamu spotları sigara zararlı deyip seni hep gözden
kaçırırlar, ben adımlarımı yavaşlatırım, umut işte. Sisli günlerde hep kimsenin
geçmediği sokaklardan geçerim , filmlerdeki
gibi bir an yaşarız da belki karşılaşırız diye, bak bu da umut. Kimsenin
yanından geçerken umursamayacağı bir adam olup kimliksizmiş gibi dolanırım
seçim arabalarının girmediği caddelerde. Sessiz sakinken her köşe başı bir
tümörmüş gibi seni bedenimde taşıyıp, kendimi okşarım sana sarılırmış
gibi. Yokluğun vurduğunda dökülen
duvarlara, sırtımı yaslayıp kuytu köşelere çekilirim. Eksikliğin her zerremde çan gibi zonklarken
şişesinden ucuz şarabın verdiği yetkiye dayanarak sarhoş olurum güneş sokak
çocuklarından korkup kendini gizlediği saatlerde. Adımlarım artık çocukluğumdaki gibi değil,
ben artık çocuk değilim. Bünyem hala zayıf lakin hafızam hiç olmadığı kadar
güçlü. Edgar allan poe'nin bir şiirine ağlıyorum gençliğimin en doruk dönemlerinde ve ellerinden, kollarından yoksun bedenimin
içinde müebbet hapis yemiş kadar sinirliyim. Ağabeylik yapan adamların
öğrettiği mahalle adabını bir köşeye koyup,
kendi kurallarımı koymak istiyorum ayakta zor dururken. Kalabalık
caddelerdeki kahkahalardan tiksindiğimden beri varoşların benimsediği vasat bir adamım. Tırnaklarım ve eklemlerim sahipsiz
bir köpeğin patisi kadar bakımsız artık.
Olsun, elimde hala bir şarap var ve hala seni seviyorum.
Bilmiyorum kimlerle mutlu olduğunu
sanıyorsun veya hangi hastanenin acil bölümünde yatıyorsun, olsun, ben hala
seni seviyorum
ben hala
seni
seviyorum
şarabımın bitmesine rağmen.