27 Aralık 2013 Cuma

Kaşağı

Bir kıyı şehrinin düküyüm ben bayan, etrafını gri bulutların kapladığı. Athenanın kibiriyle beslenen şehir, nefesinizle hayat bulan bir topluluk. Sarmaşıkların kılcallarımı kapladığı doğrudur, lakin bir sarmaşık en fazla ne kadar sarabilir vücudu?
Yahut yüz ölçümümün toplamı sizi sevmeye yeterli mi ? Kıt kanaat geçinen bir aşığım en nihayetinde, yevmiyemi güven olarak tahsil eden bir kadın var. Arada bir ibadet amaçlı fotoğrafına secde ederim. Çünkü biz dükler, aşkımızı gurur duvarından geçirebildiğimizde, bir savaş tanrısına kılıç çekebilecek insanlarızdır. Kabul, çoğumuz bir kaç damla gözyaşında can verdiysekte, azınlığımız bir çift tebessümün içine olduğu kadar hayatını kondurur. Tebessümüne hayatımı konduruyorum,
bilesin.

Samet Özkan

17 Ekim 2013 Perşembe

Yağmur yağarken onu unutuyorum İsmail
- Nasıl abi
yağmurun sesi iç sesimden daha gür, kendimi duyamıyorum
- Gök gürüldediğinde ne oluyor peki abi
Ağlıyorum İsmail. Hüngür hüngür ağlıyorum

Samet Özkan

27 Ocak 2013 Pazar

Devamı gelmeyen roman


Sinir uçlarıma kadar hissettim yokluğunu. Bedenim her santimetre karesiyle ihtilaldeydi, ben o siyahımsı gecenin köründe, iç sesimle iç geçiriyordum. Sert bir rüzgâr esmiş, sonradan söylediler. Sisten midir soba bacalarından mıdır bilinmez bir beyazımsı örtü çekildi şehrin üstüne. Önümü göremediğimi görüyordum sadece. Saatlerce oturmuşum o merdivenlerde. Önümden bizimki geçmiş, fark etmemişim. Belki de fark etmemi istememiştir zaten. Hoş; kim ister ki kafası kendisinden güzel olan bir adama bakmayı. Aklımı sikeyim ki onun farklı olduğunu düşünmüştüm.

Samet Özkan

İstediğin kadar kaç, seversin.Ya elin gidecektir onun fotoğrafına ya da zihninde bir anınız canlanacaktır istemsiz.Daha sonra savaşacaksın onu hatırlatan ne varsa; ki bir kaç cephe de savaşmakta ağır gelir bir insana.
Zaman içinde cephelerinden biri düşecek ve sen anlayacaksın ki unutmak diye bir şey yok. Kabullenmek gibi bir olgu var.

Samet Özkan

Elim kapının kulpuna gitti, soğuk ve titreyen ellerinin kapıyla temasını duymuştum.
O an kapının kalbim olup olmadığıyla ilgili bir kararsızlığa düştüm. Tekrar vurdu kapıya. Bir adım attım,
İki adım geri... Daha sonra merdivenin fütursuz sesleri gelmeye başladı. Gidiyordu...
Kapıyı hızlı bir biçimde açtım ve arkasından koştum. Durdu. Çevirdi başını ve bunu yaparken düz saçları
rüzgârı kırbaçlıyordu.
Konuşmuyordu, uzun bir süre sadece bakıştık. Daha sonra tekrar döndü ve gitti.
Sonrası ise beklenildiği gibi yalnızlık.
İnsan yalnız olunca her şey soyutlanıyor sanki, tat aldığınız tek şeyin diliniz olduğuna kanaat getiriyorsunuz.
Hayatın içinde olan fakat sizin hayatınızın içinde olmayan o kadar çok şey oluyor ki dünyanın sahip olduklarınızdan
başka bir şey olmadığına inandırıyorsunuz kendinizi.

Samet Özkan