Bir kıyı şehrinin düküyüm ben bayan, etrafını gri bulutların kapladığı. Athenanın kibiriyle beslenen şehir, nefesinizle hayat bulan bir topluluk. Sarmaşıkların kılcallarımı kapladığı doğrudur, lakin bir sarmaşık en fazla ne kadar sarabilir vücudu?
Yahut yüz ölçümümün toplamı sizi sevmeye yeterli mi ? Kıt kanaat geçinen bir aşığım en nihayetinde, yevmiyemi güven olarak tahsil eden bir kadın var. Arada bir ibadet amaçlı fotoğrafına secde ederim. Çünkü biz dükler, aşkımızı gurur duvarından geçirebildiğimizde, bir savaş tanrısına kılıç çekebilecek insanlarızdır. Kabul, çoğumuz bir kaç damla gözyaşında can verdiysekte, azınlığımız bir çift tebessümün içine olduğu kadar hayatını kondurur. Tebessümüne hayatımı konduruyorum,
bilesin.
Samet Özkan
27 Aralık 2013 Cuma
17 Ekim 2013 Perşembe
27 Ocak 2013 Pazar
Devamı gelmeyen roman
Sinir
uçlarıma kadar hissettim yokluğunu. Bedenim her santimetre karesiyle
ihtilaldeydi, ben o siyahımsı gecenin köründe, iç sesimle iç geçiriyordum. Sert
bir rüzgâr esmiş, sonradan söylediler. Sisten midir soba
bacalarından mıdır bilinmez bir beyazımsı örtü çekildi şehrin üstüne. Önümü
göremediğimi görüyordum sadece. Saatlerce oturmuşum o merdivenlerde. Önümden
bizimki geçmiş, fark etmemişim. Belki de fark etmemi istememiştir zaten. Hoş;
kim ister ki kafası kendisinden güzel olan bir adama bakmayı. Aklımı sikeyim ki
onun farklı olduğunu düşünmüştüm.
Samet Özkan
Samet Özkan
İstediğin kadar kaç, seversin.Ya elin gidecektir onun
fotoğrafına ya da zihninde bir anınız canlanacaktır istemsiz.Daha sonra
savaşacaksın onu hatırlatan ne varsa; ki bir kaç cephe de savaşmakta ağır gelir
bir insana.
Zaman içinde cephelerinden biri düşecek ve sen anlayacaksın
ki unutmak diye bir şey yok. Kabullenmek gibi bir olgu var.
Samet Özkan
Elim kapının kulpuna gitti, soğuk ve titreyen ellerinin
kapıyla temasını duymuştum.
O an kapının kalbim olup olmadığıyla ilgili bir kararsızlığa
düştüm. Tekrar vurdu kapıya. Bir adım attım,
İki adım geri... Daha sonra merdivenin fütursuz sesleri
gelmeye başladı. Gidiyordu...
Kapıyı hızlı bir biçimde açtım ve arkasından koştum. Durdu.
Çevirdi başını ve bunu yaparken düz saçları
rüzgârı kırbaçlıyordu.
Konuşmuyordu, uzun bir süre sadece bakıştık. Daha sonra
tekrar döndü ve gitti.
Sonrası ise beklenildiği gibi yalnızlık.
İnsan yalnız olunca her şey soyutlanıyor sanki, tat aldığınız
tek şeyin diliniz olduğuna kanaat getiriyorsunuz.
Hayatın içinde olan fakat sizin hayatınızın içinde olmayan o
kadar çok şey oluyor ki dünyanın sahip olduklarınızdan
başka bir şey olmadığına inandırıyorsunuz kendinizi.
Samet Özkan
Samet Özkan
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)