14 Ocak 2015 Çarşamba

Bazen içinde bulunduğum bedenin bana ait olmadığını düşünüyorum, herhangi bir uzvumu hareket ettirmeye çalışıyorum kendimi inandırmak adına. Bazen de kalabalığın içinde buluyorum kendimi, benzini bitmiş bir araba gibi hareket etmeden boş hayatların içinde kaybolup gideceğimi düşünüyorum. Varlığım aşikar, yokluğum o kadar da önemli değil.

Akşam olunca, rakı sofrasına oturunca, sabah ilk olarak hissedeceğim şeyin baş ağrısı olacağını göze alarak yudumluyorum saydamdan beyaza geçen kutsal suyu. Ruhsal problem yaşayan insanlar bu konuda fazla cahil. Doğaüstü canlı ya da çekilemez bir acıya sahipseniz masanıza fazladan bir çay bardağı rakı koyup geceye devam etmelisiniz. Delikanlıysa acınız ya da gördüğünüz varlıklar oturur adam gibi sizinle içer, değilse önemsemenize gerek yoktur, düellonun kazananı artık bellidir.

Hayat zorluklarını, başarı hırsını, bir kenara bırakıp kendinizle baş başa kaldığınızda bir süre sonra vücudunuzda yorgunluk belirmiyorsa o kadar da yaşamamışsınız demektir. Çünkü acı yorar insanı, ama acımadan da öğrenilmez hiçbir şey.

Kıyı şehirlerinin şairi olduk ise
dönmedik sırtımızı Ankara gibi yorgun şehirlere
ne zaman bira içecek olsak dalgaların yüzüne karşı
bir yanımız müstakil bacaların kömür kokusunu çekti içine