Bazen içinde bulunduğum bedenin bana ait olmadığını
düşünüyorum, herhangi bir uzvumu hareket ettirmeye çalışıyorum kendimi
inandırmak adına. Bazen de kalabalığın içinde buluyorum kendimi, benzini bitmiş
bir araba gibi hareket etmeden boş hayatların içinde kaybolup gideceğimi
düşünüyorum. Varlığım aşikar, yokluğum o kadar da önemli değil.
Akşam olunca, rakı sofrasına oturunca, sabah ilk olarak hissedeceğim
şeyin baş ağrısı olacağını göze alarak yudumluyorum saydamdan beyaza geçen
kutsal suyu. Ruhsal problem yaşayan insanlar bu konuda fazla cahil. Doğaüstü
canlı ya da çekilemez bir acıya sahipseniz masanıza fazladan bir çay bardağı
rakı koyup geceye devam etmelisiniz. Delikanlıysa acınız ya da gördüğünüz
varlıklar oturur adam gibi sizinle içer, değilse önemsemenize gerek yoktur,
düellonun kazananı artık bellidir.
Hayat zorluklarını, başarı hırsını, bir kenara bırakıp
kendinizle baş başa kaldığınızda bir süre sonra vücudunuzda yorgunluk
belirmiyorsa o kadar da yaşamamışsınız demektir. Çünkü acı yorar insanı, ama
acımadan da öğrenilmez hiçbir şey.
Kıyı şehirlerinin şairi olduk ise
dönmedik sırtımızı Ankara gibi yorgun şehirlere
ne zaman bira içecek olsak dalgaların yüzüne karşı
bir yanımız müstakil bacaların kömür kokusunu çekti içine