20 Şubat 2015 Cuma

Komplo teorilerini bir yana bırakmalıymışız bazen, eski bir fotoğrafın sararmasını önemsememeliymişiz. Karanlık sokakların başında, oturup düşünecek vaktimizin olmadığını kavradık biz. Rimeli akmış kadınlar, rüşvet alan polisler, kaçak alkol getiren piçler ve sokak çocukları. Şehrin mat rengine yakın kısımlarını aşamayacağımızı düşünmedik,  korkusuzca daldık içlerine hepsinin. Belki elimizde bir bira vardı ya da bardan çıkmıştık ve sarhoşluğun nirvanasındaydık, başımızı eğip geçtik içlerinden, köşe başlarındaki hayat kadınlarına selam verdik bazen. "Günaydını duymayalı çok oldu" diyen travestiler oldu, ellerinde ne varsa paylaştılar bizimle. Herhangi bir  sonumuz yoktu o aralar, dolayısıyla yolumuzda önemli değildi o kadar. Polisler torbacılardan rüşvet alıp ekip otolarında yarım ekmek döner yiyorlardı,  özgür dünya he? Siktir. Acısına yenik düşenlerin sokağı burası, vazgeçenlerin ve kaybedenlerin. Kaybedecek bir şeyi kalmayanların sokağı, yarını umursamayanların sokağı.  Sokağın sonunu göremiyoruz, sokak lambaları sönük. Duvarlarda 3. sınıf serserilerin eserleri var. tebeşirlerle yazılan hayatlar, kimsenin silmeyi aklının ucundan geçirmeyeceği cümleler. Tehlikeli cümleler. İstasyonda inen bir adamın amaçsızca etrafına baktığını gördü çoğu, tanındıkları yerlerden kaçan insanlar bunlar ve kaçmaktan yorulanlar.

"hey sen oradaki, ateşin var mı ? içimdeki hiçliği yakacağım"