Komplo teorilerini bir yana bırakmalıymışız bazen, eski bir
fotoğrafın sararmasını önemsememeliymişiz. Karanlık sokakların başında, oturup
düşünecek vaktimizin olmadığını kavradık biz. Rimeli akmış kadınlar, rüşvet
alan polisler, kaçak alkol getiren piçler ve sokak çocukları. Şehrin mat
rengine yakın kısımlarını aşamayacağımızı düşünmedik, korkusuzca daldık içlerine hepsinin. Belki
elimizde bir bira vardı ya da bardan çıkmıştık ve sarhoşluğun nirvanasındaydık,
başımızı eğip geçtik içlerinden, köşe başlarındaki hayat kadınlarına selam
verdik bazen. "Günaydını duymayalı çok oldu" diyen travestiler oldu,
ellerinde ne varsa paylaştılar bizimle. Herhangi bir sonumuz yoktu o aralar, dolayısıyla yolumuzda
önemli değildi o kadar. Polisler torbacılardan rüşvet alıp ekip otolarında
yarım ekmek döner yiyorlardı, özgür
dünya he? Siktir. Acısına yenik düşenlerin sokağı burası, vazgeçenlerin ve
kaybedenlerin. Kaybedecek bir şeyi kalmayanların sokağı, yarını
umursamayanların sokağı. Sokağın sonunu
göremiyoruz, sokak lambaları sönük. Duvarlarda 3. sınıf serserilerin eserleri
var. tebeşirlerle yazılan hayatlar, kimsenin silmeyi aklının ucundan
geçirmeyeceği cümleler. Tehlikeli cümleler. İstasyonda inen bir adamın
amaçsızca etrafına baktığını gördü çoğu, tanındıkları yerlerden kaçan insanlar
bunlar ve kaçmaktan yorulanlar.
"hey sen oradaki, ateşin var mı ? içimdeki hiçliği
yakacağım"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder