Biz o dört duvara çeşitli tablolar asıp mutlu olmaya çalışan insancıklarız nihayetinde. Çoğumuzun tabloları saydam, çoğumuzun tabloları soyut, çoğumuzun tabloları yalnızlığın o çirkin maskesini gizleyebilecek kadar büyük ya da anlamlı değil.
Yalnızlığın asaletini ezebilecek bir gücüm, kabiliyetim yoktu benim. Duvarlarıma asacak tablolarım yoktu, yalnızlığın asaletini görmemek için çabalamam gerekti. Başardığımı sanıyor insanlar, çünkü başarmak her insan için farklı anlamlar ifade ediyor çoğu zaman. Kimisi kaybedişleri, kimisi kaybetmek istemediğini, bazıları da kendini saklıyor o tabloların içine ve buna başarmak diyor. Ama sadece bir tablo bütün duvarları gizleyemiyor ne yazık ki.
Dedim ya yalnızlık bir hapishane gibi, gardiyanı sevebiliyoruz bazen. Seni o kapalı kutudan kurtarmasa da sırtını dönebiliyorsun duvarlara. Bende gardiyanını sevenlerdenim, sert bakışının yerine ufak bir tebessüm bırakan gardiyan. Alışmak kelimesi yalnızlıktan türedi, yalnızlık insan işi, el emeği. Bir büyüğümüzün dediği gibi, "insan olmasaydı varoluştan gayrı, olur muydu yalnızlık, sen ayrı, ben ağrı".
Her neyse, duvarlarla yaşamayı öğrendim, tabloyu asacak ellerim varken, gri rengine sempati beslettiğin için teşekkür ederim. Yalnızlığın meşrebini öğrettiğin için, onunla yaşamaya alıştırdığın için teşekkür ederim. Gönyede duramayan bir adam yanında da duramazdı, anlamak biraz zaman aldı.
Samet Özkan
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder